Öğrencim Mustafa, orta düzey zihinsel yetersizliği ve ortopedik yetersizliği olan bir çocuk…
Mustafa, okulun ikinci katında buluna özel eğitim sınıfından
yararlanmak için merdiven inip çıkmak zorundaydı. Fakat bunu yapamıyordu. Okula
ilk başladığı zamanlarda merdivenleri kucağa alınarak çıkartıldığı olmuştu.
Kısa bir süre sonra aslında kucakta taşınmasına gerek olmadığını anlamıştık; Bir
eliyle tırabzana tutunarak diğer eliyle de başkasından yardım alarak merdiven
inip çıkabilecek durumdaydı. Bu başkası bazen ben, bazen rehber personel, bazen
annesi ve bazen de diğer arkadaşları olabiliyordu. Bunlardan herhangi birisi
elinden tutmazsa bir adım dahi atmıyordu.
Öğrencimin merdiven kullanımındaki yaşadığı güçlüğün sadece
ortopedik durumundan kaynaklandığını düşünmüyordum. Evet vücut şekli ve
yürüyüşü tıbbi bir durum olduğunu gösteriyordu elbette. Fakat onda başka şey
vardı; korku, nazlanma ve tembellik…
Her işini annesine yaptırmaya alışmış bir çocuğun merdiven
korkusuyla karşı karşıyaydık. Hem bu korkuyu yenmek hem de diz kaslarını
güçlendirmek için Mustafa’yla merdiven inme-çıkma egzersizleri yapmaya
başladık.
Egzersize el ele vererek başladık. Kimi zaman teneffüslerde
kimi zamansa ders saati içerisinde merdiven inip çıkıyorduk. Bir süre sonra elimi
vermeyip işaret parmağımı tutmasını istedim. Ardından parmağımı da çekerek
sadece eline dokundum. El, kol, omuz gibi gölge dokunuşlarla fiziksel yardımı
tamamen kesmiştik. Yanında yürümem bile ona güven vermeye yeter duruma
gelmişti. Son olarak da sadece kendisini
izlemekle yetiniyordum.
Yine birgün merdivenin alt ucundan Mustafa’yı izliyorum. Bir
yandan da onunla konuşarak bana ulaşması için yüreklendiriyorum. Tırabzandan
tutunarak inmeye çalışıyordu ve neredeyse merdiveni yarılamıştı. O sırada teneffüs
zili çaldı. Yukarı katlardan büyük bir uğultu aşağı doğru süzülmeye başladı. Hızla
bize yaklaşan bu uğultudan Mustafa’yı korumak için merdivenleri çıktım. Ona iki basamak kala durup inmesini bekleyecektim.
Derken Mustafa’yı birden kollarımda buldum. Başı şiddetle göğsüme çarptı ve ben
çarpmanın etkisiyle geriye doğru sendeleyerek ayakta güç bela kalmayı başardım.
Ne olup bittiğini anlamadan yanımdan bir karaltı geçip gitti.
Yanımdan geçip giden karaltı sekizinci sınıflardan bir
öğrenciye aitti. Teneffüs zilinin çalmasıyla birlikte merdiven tırabzanlarını
kaya kaya inmişti. Bizim olduğumuz merdiven başına geldiğinde bizi gördüğü
halde oyununa devam etmişti. Tabi o sırada bacakları tırabzandaki Mustafa’nın
eline dolanmıştı. Mustafa dengesini
kaybedip öne doğru düşerken o çocuk hiçbir şey olmamış gibi merdivenin alt
ucundan inmiş ve doğruca okul bahçesine çıkmıştı.
Ne olup bittiğini anladığımda çok kızdım. Aslında benim
kızgınlığım sadece o çocuğa değildi. Benim kızgınlığım engelli park alanlarını
işgal edenlereydi. Benim kızgınlığım engelli yolunu, engelli asansörünü,
engelli koltuğunu işgal edenlereydi. Benim kızgınlığım kendi keyfiyeti için
engellilerin temel gereksinimi olan alanları işgal eden tüm zihniyete karşı bir
tepkiydi.
Herhangi bir yetersizliği olmayan bizler yaşantımızı devam
ettirmek adına birçok seçeneğe sahibiz. Yürümek, koşmak, seyahat etmek vb.
eylemler için birilerinden yardım almaya, bir şeylere tutunmaya ihtiyacımız
yok.
Çünkü bize her yer tırabzan. Peki ya onlara…?
Hasan İNCE
Özel Eğitim Öğretmeni



Yorum Gönder
0 Yorumlar